ffa41
Basından-Birgün Gazetesi-Bu Defa Farklı

Bursa'da metal direnişi dalga dalga yayılırken, akıllara ister istemez başarısızlıkla sonuçlanan 98 direnişi geliyor. 0 zaman ne yaşanmıştı, şimdi ne yaşanıyor? Eski Renault işçisiyle konuştuk Bursa'da Renault, Tofaş, Coşkunöz, Mako başta olmak üzere, çok sayıda metal fabrikasında direniş sürüyor. Otomotiv devi fabrikalarda 12 binin üzerinde işçi iş durdurdu, Türk Metal'den istifalar ise tüm hızıyla devam ediyor. Direniş dalga dalga yayılırken, işçiler fabrikalarda oluşturdukları kurullar aracılığıyla örgütlenmelerini güçlendiriyor, fabrikalar arasında dayanışma büyüyor.

Bu direniş, Bursa'daki metal işçilerinin ilk büyük başkaldırısı değil. Türk Metal'in 1998 yılında imzaladığı toplusözleşmenin ardından da Renault başta olmak üzere, büyük fabrikalarda üretim durmuş, binlerce işçi sokağa dökülmüştü. On binlerce işçi Türk Metal'den istifa etmişti. Ancak direniş başarısızlıkla sonuçlandı. İşçiler Türk Metal'e geri dönmek zorunda kaldı ve sarı sendika-MESS işbirliğiyle kurulu düzen her yıl daha da kötüleşerek devam etti. 2008 ve 2012'de gerçekleşen direnişler de, işçilerin bastırılması ve sindirilmesi ile sona erdi.
Şimdi akıllardaki soru şu: Bu direniş tarihin tekerrürüyle mi sonuçlanacak, yoksa bugün her şey çok farklı mı? 1998'de ne olmuştu da direniş başarısız olmuştu, şimdi olan ne ? Benzerlikler ve farklılıklar neler? Tüm bu soruları, 98 direnişinde yer alan ve Türk Metal'e dönmemek için uzun süre direnen eski Renault işçisi Öner Durmuş ile konuştuk.

1998'de ne olmuştu?

98'i ve bugünü anlamak için 12 Eylül'den bu yana yaşanan sürece bakmak gerekiyor. O darbe işçiye karşı yapılmıştı. Kenan Evren bütün hakları, kazanından yok etti, sonra da 'işçiye bir sendika yeter' dedi. Bu tek tipleştirmeyle insanlar esir alındı, yıllar geçtikçe bu sessizlik ve esirlik metal fabrikalarmda iş yükünü alabildiğine artırdı.  

Yani 98, bir birikimin sonucuydu.

Şimdi de işçiler aynı şeyi söylüyor. Peki, neden bu isyan örneğin 90 yılında değil de 98'de yaşandı? Ben 1989'da Renault'ya girdim, o zaman nispeten seçimler olurdu. İşçilerin oyu nispeten önemliydi. Fakat yıllar geçtikçe bunlar da ortadan kalktı, artık formalite bir seçim oluyordu, çarpılar konuyordu, Türk Metal kimi istiyorsa o seçiliyordu. Bir de şu var, öner 1990 yılında enflasyon yüzde Durmuş 5 500'lerdeydi. O yıl metalde iyi bir sözleşme yapıldı, çok iyi zam aldık. Aldığımız ücretler kamu kurumlarının bile önüne geçti. Ama sonraki dönemlerde baskılar arttı, iş yükü arttı, ücretler ise yüksek enflasyon karşısında eridi bitti.

Bugünkü direnişin kıvılcımını yakan Bosch'ta imzalanan sözleşme oldu. 98'de süreç nasıl gelişti?
98 aniden gelişen bir durumdu. Toplusözleşme dönemiydi, ücretler düşüktü. Artık 90 yılında yapılan sözleşmenin hiçbir hükmü kalmamıştı. Gün geçtikçe sahipsiz bırakılmıştı işçi.

Enflasyon yüzde 300'lerdeydi. Biz en az yüzde 70 zam istiyorduk. Sendika yöneticileri, başta Mustafa Özbek, hep yüksekten uçuyordu. "Ben yüzde 70'in altına imza atarsam yüzüme tükürün" diyordu. Hepimiz bu umutla yatıp kalkıyorduk. Son sözleşme yüzde 42 ile imzalanınca iş kontrolden çıktı. O gece olaylar patladı. Bilinçli örgütlü bir başkaldırı değildi, hak talebiyle gündeme gelen bir tepkiydi.

Yine Renault işçileri başlatmıştı...

Evet, Renault başlattı o zaman da. Tofaş, Bosch, Karsan ve ardından da tüm yan sanayiler destek verdi. İstanbul ve Kocaeli'ye de yayıldı, herkes iş bıraktı. Ertesi günden itibaren yeni sendika arayışı içerisine girildi. Türk Metal'in o zamanlar 90 bin üyesi vardı, kısa sürede 60 bini istifa etti, DÎSK'e geçtik. Ama DİSK süreci göğüsleyemedi, ilk hafta 20 kişi işten atıldı Renault'dan. ? Bugün Türk Metal'in adamlarının işçilere saldırması da kırılma noktalarından biri oldu. İstifalar hız kazandı, direniş büyüdü. O zaman da saldırılar olmuş muydu? Hep olurdu. Türk Metal ve yandaşları her zaman birkaç öncü işçinin başını koparır, sokaktan bulduğu gençleri üç beş kuruş verip işçilere saldırtırdı. Kent Meydanı'nda da böyle oldu. İşçileri boğazlatmaya çalıştılar, o ana kadar suskun sayılabilecek topluluğu uyandırdılar.

Şimdi işçilerin toplumsal desteğe kapalı olduğunu, basın da dahil kimseyi fabrikalara almadıklarını görüyoruz. O zaman nasıldı?

O zaman biz fabrikalardan ziyade sokağa dökülmüştük, ana yollarda yürüyüşler yapılmıştı. Sonra da DİSK kapılarında çözüm aradık, bu da direnişin git gide pasifleşmesine neden oldu. Çok sayıda siyasi örgüt direnişin içine girip işçileri kendi tarafına çekmeye çalıştı. O zaman da "İçinizde provokatörler, dış güçler var" söylemleri sıklıkla kullanılıyordu, bu nedenle işçiler arasında anlaşmazlıklar yaşanmıştı. ?

Siz DİSK'e yönelmiştiniz, bugünse işçiler sözleşmenin biteceği 2017ye kadar sendika istemiyoruz diyorlar...

Bizde şöyle bir durum vardı, sözleşme imzalandığı için bitene kadar Türk Metal'in kuralları geçerliydi. DÎSK'e üye olsak bile DÎSK'in bize verebileceği bir şey yoktu. Vaatler yerine getirilmedi, tam destek de verilemedi, baskılar sonucu en son fabrikada Türk Metal'e dönmeyen 600 kişi kaldık. Bu sayı git gide düştü, önce 42'ye, sonra 7'ye indik. En sonunda da söndü gitti... 

Yani?
Bir bakıma doğru buluyorum. Çünkü öbür türlü olunca hem işverene hem Türk Metal'e koz verilmiş oluyor. Bu işi dışarıdan pompalayanlar var propagandası yapılıyor, haklı bir mücadele başarısızlıkla sonuçlanıyor. Geçmişte bunun sıkıntısını çok yaşadık. Ama şimdi bakıyorum, o dönemde bizden uzak duran arkadaşların büyük bölümü bu işi sahipleniyor.

Başka ne farklar görüyorsunuz?

98'de olmayan, şimdi olan... Geçen sefer hiç yaşanmayan bir durum var burada, ailelerin de işin içinde olması. 7'den 70'e bu işi sahiplenmeleri durumu var, bunu çok önemsiyorum. O günün şartlarıyla bugünün şartları çok farklı. O zaman bizim iletişim olanaklarımız daha kısıtlıydı. Şimdi benim gördüğüm, çok daha örgütlü bir hareket var. ?

Son olarak sizin öngörünüz nedir? Sizce ne olacak?

Siyasi anlamda pozitif bir sonuç doğurur mu, bilmiyorum. Ama ben bu kararlılık sürerse taleplerinin kabul edileceğini düşünüyorum. Direnişi sonuna kadar destekliyorum, umarım başarırlar.

20.5.2015

 

GÜNDEM